İçeriğe geç

Horon nerenin ?

Horon Nerenin? Bir İzmirlinin Karadeniz Ritmiyle İmtihanı

Horon nerenin diye sorulduğunda insanın aklına tek bir cevap geliyor gibi: Karadeniz. Ama işin içine biraz hayat, biraz insan ilişkisi, biraz da benim gibi İzmir’de büyümüş, denizi görünce “tamam hayat güzel” diye iç geçiren bir genç girince olay bambaşka bir boyuta taşınıyor.

Çünkü horon sadece bir yöre oyunu değil; horon bir karakter testi. Horon, “ben koordinasyonum var mı?” sorusunun vücut bulmuş hali. Ve dürüst olayım… ben o testi daha ilk dakikada kaybettim.

Geçen yaz bir arkadaş ortamında klasik sahne: mangal yanıyor, herkes mutlu, biri çay koymuş, biri “hadi horon oynayalım” dedi.

Ben mi? O an iç ses:

“Kaç. Şimdi. Hemen.”

Ama İzmirli olmanın getirdiği sosyal baskı var. Herkes ayağa kalkmış, bir tek ben “ben izleyeyim ya, çok güzelsiniz” modundayım. Tabii kimse yemedi.

“Gel gel, İzmirliysen ritim sende vardır” dediler.

Ritim mi? Ben Spotify algoritmasına bile güvenmiyorum, bana ritim mi emanet ediyorsunuz?

Horon Nerenin ve Neden Bu Kadar Ciddi Bir Şey Gibi Davranılıyor?

Horon nerenin sorusunun cevabı net: Karadeniz Bölgesi. Ama mesele sadece coğrafya değil. Horon, Karadeniz insanının enerjisinin dışa vurumu gibi.

Dışarıdan bakınca “eğlence” sanıyorsun ama içine girince anlıyorsun ki bu işte bir sistem var. Ayaklar aynı anda kalkacak, omuz aynı anda sallanacak, tempo asla kaçmayacak.

Benim vücudum ise bu sisteme şu tepkiyi veriyor:

“Abi ben bireysel çalışıyorum, grup işine uygun değilim.”

İlk adımda zaten problem başladı. Sağ ayağımı sola atacağım derken kendimi küçük bir zaman döngüsüne soktum. Aynı hareketi üç kere yanlış yapınca yanımdaki amca çok sakin bir şekilde dedi ki:

“Olur öyle evladım, horon sabır işidir.”

Ben içimden düşündüm:

“Abi ben sabırla bile yanlış yapıyorum.”

İzmirli Olmak ve Horonla Tanışma Travması

İzmir’de büyüyen biri için dans demek daha çok sahil yürüyüşü, belki slow bir düğün dansı, maksimum halaydır. Halay bile bizim için “çok hareketli” sayılırken horon nedir? NASA projesi gibi.

İlk denememde fark ettiğim şey şu oldu: horon oynayan insanlar yerde durmuyor. Cidden. Yer çekimine karşı bir anlaşmaları var gibi.

Ben ise:

“Ben sadece küçük bir adım atacağım.”

Hayır. Öyle olmuyor.

Grup seni içine çekiyor. Bir anda zincirin parçası oluyorsun. Ve o zincir seni öyle bir hızlandırıyor ki iç sesin bile yetişemiyor.

Yanımdaki çocuk:

“Abi bırak kendini ritme.”

Ben:

“Ben kendimi bırakırsam ailem beni bulamaz.”

Horonun İçinde Kaybolan Kişisel Kimlik

Horona girince insanın bireysel kimliği yavaş yavaş siliniyor gibi. Bir bakıyorsun herkes aynı hareketi yapıyor, aynı hızda dönüyor.

Benim durum:

Bir ayağım horonda, diğer ayağım hâlâ İzmir’de bir kafede oturuyor.

Beyin ikiye bölünmüş:

– Bir taraf: “Eğleniyorsun”

– Diğer taraf: “Dizlerin gidiyor”

Ve en komiği şu: herkes seni izliyor. Çünkü horonda yanlış adım sadece yanlış adım değildir. Sosyal bir olaydır.

Bir adım kaçırdım, zincir bozuldu.

Gruptan bir ses:

“Kim bozdu?”

Ben iç ses:

“Ben bozmadım… sadece alternatif koreografi denedim.”

Horon Nerenin Sorusunun Aslında Şunu Sorması

Zamanla fark ettim ki “Horon nerenin?” sorusu aslında sadece coğrafya sorusu değil.

Bu soru şunu da soruyor:

“Sen bu enerjiye uyum sağlayabilir misin?”

Çünkü horon, Karadeniz’in sadece oyunu değil; karakteri. Hızlı, kararlı, kopmayan bir ritim.

Ben ise daha çok:

“Bir dakika düşüneyim… sonra belki yaparım.”

insanıyım.

Horon ise:

“Düşünme, yap.”

İşte çatışma burada başlıyor.

İlk Gerçek Horon Deneyimim: Ter, Panik ve Hafif Utanç

İlk 30 saniye: heyecan.

İkinci 30 saniye: kafa karışıklığı.

Üçüncü 30 saniye: varoluşsal sorgu.

Bir noktada şunu düşündüm:

“Ben neden buradayım ve neden dizlerim bunu kabul etmiyor?”

Ayak hareketleri hızlandıkça ben yavaşladım. Normalde tam tersi olması gerekir ama benim sistem ters çalışıyor.

Yanımdaki biri bağırıyor:

“Daha hızlı!”

Ben:

“Abi ben BIOS güncellemesi almadım.”

Bir süre sonra sadece gülmeye başladım. Çünkü başka çarem kalmadı. Ya gülecektim ya da yere oturup hayat kararlarımı sorgulayacaktım.

Horonun Sosyal Baskısı: Herkes Profesyonel Gibi

Horon oynayanların en korkutucu yanı şu: hepsi bunu yıllardır yapıyor gibi.

Benim hayatımda en çok koordinasyon gerektiren şey markette indirimli ürün yakalamakken, orada insanlar adeta senkronize bir organizma gibi hareket ediyor.

Bir ara düşündüm:

“Bunlar gizli bir eğitimden mi geçiyor?”

Çünkü ben daha “sağ-sol” derken grup üç tur dönmüş oluyor.

İç Sesimle Horon Tartışması

İç sesim o an çok net konuştu:

– İç ses: “Çekil kenara, rezil oluyorsun”

– Ben: “Ama bırakmak da ayıp”

– İç ses: “Kimse seni burada zorla tutmuyor”

– Ben: “Ama herkes bakıyor”

– İç ses: “Kimse sana bakmıyor, herkes kendi horonunda”

– Ben: “O daha da kötü”

Ve gerçekten en komik şey şu: herkes kendi akışında ama sen kendini dev bir sahnede sanıyorsun.

Horon Nerenin ve Neden Bu Kadar Bulaşıcı?

Horon nerenin diye tekrar sorulduğunda cevap değişmiyor: Karadeniz.

Ama asıl soru şu olmalı:

“Neden horon izleyen bile bir süre sonra ayak sallamaya başlıyor?”

Çünkü bu ritim bulaşıcı. Müzik bir noktadan sonra beynine sızıyor.

Ben kenarda duruyorum, “ben oynamayacağım” diyorum ama ayağım hafif hafif ritim tutuyor.

Bir arkadaşım fark etti:

“Sen de başladın.”

Ben:

“Hayır, bu sadece refleks.”

Ama kimse yemedi.

İzmir – Karadeniz Ritmi Çarpışması

İzmir’de büyüyen biri olarak benim ritim algım daha çok:

“Güneş var mı? Deniz var mı? Tamam, hayat güzel.”

Karadeniz ritmi ise:

“Durma. Hızlan. Tekrar. Daha hızlı.”

Bu iki sistem çarpışınca ortaya komik bir sonuç çıkıyor: ben.

Horon oynarken vücudumun verdiği tepki:

“Abi bu speed mod fazla değil mi?”

Kendimi Kurtarma Stratejileri

Horon sırasında hayatta kalmak için geliştirdiğim bazı teknikler oldu:

1. “Taklit et ama abartma” yöntemi

2. “Arada kenara kaybolma” tekniği

3. “Gülerek gizlenme” savunması

Ama en etkili yöntem:

Bir süre sonra gerçekten ritme teslim olmak.

Çünkü direnince daha kötü oluyor.

Horon Sonrası: Dizlerimle Barışma Süreci

Horon bittiğinde herkes mutlu, ben ise küçük bir hayat muhasebesi içindeydim.

Dizlerim:

“Bize bunu neden yaptın?”

Ayaklarım:

“Biz İzmirliyiz, böyle şeylere hazır değildik.”

Ama garip bir şekilde içimde bir gülme geliyor. Çünkü tüm o kaosa rağmen eğlenceli.

Hatta bir süre sonra şunu fark ettim:

Horon sadece dans değil, bir tür “birlikte kontrolsüz enerji yönetimi.”

Arkadaş Yorumları

Ortamdan klasik yorumlar:

– “İlkine göre iyiydin”

– “Biraz daha çalışırsın”

– “Zamanla açılırsın”

Ben:

“Abi ben Excel öğrenir gibi horon öğreniyorum galiba.”

Horon Nerenin? Ama Asıl Soru: Ben Burada Ne Yapıyorum?

En sonunda “Horon nerenin?” sorusu kafamda başka bir şeye dönüştü.

Evet, Karadeniz’in.

Ama aynı zamanda dayanışmanın, hızın, ritmin, birlikte hareket etmenin.

Ve ben İzmir’den kalkıp o ritmin içine girince şunu öğrendim:

Bazen uyum sağlamak, mükemmel olmaktan daha önemli.

Mükemmel oynayamadım.

Ama çok güldüm.

Ve bazen bu yeterli.

Çünkü hayat zaten çoğu zaman biraz horon gibi:

Planlı başlıyorsun, bir anda hızlanıyor, sonra sen sadece ayakta kalmaya çalışıyorsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://www.dijitalbocek.com.tr https://estecom.com.tr https://teyna.com.tr Sitemap
tulipbet giriş